Bazen bir şiir, insanın içinde uzun zamandır sessizce büyüyen bir düşüncenin dile gelişidir. “ZAMAN BIRAK AKSIN!” şiirimin ilk dizelerini kaleme alırken de beni buna götüren duygu tam olarak buydu. Günümüz insanı, mutluluğu çoğu zaman ulaşamadığı yerlerde arıyor; daha fazlasına sahip olursa huzuru bulacağını, bütün dertleri biterse gerçekten yaşayacağını sanıyor. Oysa hayatın bana öğrettiği bambaşka bir hakikat var.
Şiirimin ilk kıtasında;
“Ne altın bir kafes, ne sonsuz bahar, Ne de dertsiz dertsiz gülen o yüzler… İnsan yorulunca sırasında şunu anlar; Kendi hayatına değmekmiş meğer.”
derken anlatmak istediğim, insanın gerçek zenginliğinin dış dünyada değil, kendi iç dünyasında saklı olduğudur. Bu dizeler, yalnızca şiirin başlangıcı değil; aynı zamanda bu yazının da çıkış noktasıdır. Çünkü bazen bir şiirin birkaç dizesi, sayfalar dolusu düşüncenin kapısını aralar.
İnsan çoğu zaman mutluluğu uzakta arar. Bir gün daha çok kazanırsa, daha rahat yaşarsa, herkes tarafından takdir edilirse ya da hiçbir sıkıntısı kalmazsa huzura ereceğini düşünür. Fakat hayat, beklediğimiz kusursuz günlerden değil; çoğu zaman farkına bile varmadan içinden geçtiğimiz sıradan anlardan oluşur. Asıl mesele, o anların kıymetini görebilmektir.
Ne altından yapılmış bir kafes insana gerçek özgürlüğü verebilir ne de hiç bitmeyen bir bahar ruhu olgunlaştırabilir. Çünkü insanı büyüten sadece sevinçler değildir. Bazen en büyük öğretmen, sabırla taşınan bir yük; en derin bilgelik ise sessizce göğüslenen bir acıdır. Zorluklar, insanın yolunu kapatmak için değil, ona kendini tanıtmak için çıkar karşısına.
Yorulduğumuz zaman durmayı öğreniriz. Durduğumuz zaman düşünmeyi… Düşündüğümüzde ise çoğu kez eksik sandığımız hayatın aslında bize ne kadar çok şey sunduğunu fark ederiz. Bir fincan çayın sıcaklığı, dostça edilen bir sohbet, bir çocuğun gülümseyişi, evdeki gürültünün bile ahengi, akşam gökyüzünü süsleyen kızıllık ya da içten edilen bir teşekkür… Bunlar gösterişli mutluluklar değildir; fakat insan ruhunu en çok besleyen değerlerdir.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, sürekli başkalarının hayatına bakarak kendi ömrümüzü değerlendirmektir. Başkasının mutluluğu bize ölçü olamaz. Her insanın yürüdüğü yol farklıdır; sevinci de imtihanı da nasibi de… Kendi yolunu unutan, varacağı yeri de kaybeder. Bu yüzden insan, önce kendi hikâyesine sahip çıkmalıdır.
Belki de gerçek huzur, hayatı değiştirmekten önce ona dokunabilmektir. Her günü yeni bir emanet gibi karşılamak, eksiklerin içinde bile şükredecek bir sebep bulabilmek, kırılmadan güçlenmeyi öğrenmek ve zamanı düşman değil, yol arkadaşı olarak görebilmek… İşte bunlar insanın ruhunu zenginleştiren gerçek kazanımlardır.
Zaman durmaz. Mevsimler değişir, yıllar sessizce birbirine karışır. Biz ise çoğu zaman yaşayacağımız günü beklerken yaşadığımız günü tüketiriz. Bu noktaya, bir anımı yerleştirmek isterim:
1964’te Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu mütalaa salonunda, akşam saatlerindeki çalışmalarımız sırasında gelenek hâline getirilmiş bir uygulamayı bizler de devam ettiriyorduk. Şimdilerde var mıdır bilmiyorum; kara tahtaya okuldan mezun olmaya kalan gün sayısını her gün bir eksilterek kocaman yazardık. Bir muhteşem Albayımız Bedri Bey vardı. O nöbetçi amir olarak sınıfımızı denetlemeye her geldiğinde gözü öncelikle kara tahtadaki o rakama takılıp, davudi ve otoriter sesiyle; “Yapmayın gençler, çekmeyin öne günü. Eksilen her gün hayatınızdan kopup giden, bilin ki sizleri eskitendir” derdi. O zamanlar gençtik, gün bittikçe yaşlandığımızı hiç düşünmezdik ki!
Oysa hayat, yarın başlayacak bir serüven değildir; tam da içinde bulunduğumuz andır. Ertelediğimiz her sevinç, söylemediğimiz her güzel söz ve paylaşmadığımız her sevgi, zamanın sessizce alıp götürdüğü hazinelerdir. Bu yüzden bazen yapılacak en doğru şey, hayatı zorlamadan ama onu ihmal de etmeden yaşamaktır. Akan zamanı durdurmaya çalışmadan, onunla birlikte yürümeyi öğrenmektir. Çünkü zaman, acele edenin değil; yaşamayı bilenin dostudur.
İnsan ömrünün sonunda geriye dönüp baktığında ne sahip olduğu serveti, ne alkışları ne de unvanları yanında götürebilir. Fakat yüreğine dokunan anıları, gönlünde büyüttüğü sevgileri ve hayatına kattığı anlamı sonsuza kadar taşır. Gerçek zenginlik de budur.
İşte “ZAMAN BIRAK AKSIN!” şiirimin ilk dizeleri, beni bu düşüncelere götürdü. Birkaç mısraya sığan duyguyu biraz daha genişletmek, okurla birlikte yeniden düşünmek istedim. Eğer bu satırlar bir insanın kendi hayatına daha dikkatle bakmasına, elindekilerin kıymetini biraz daha derinden hissetmesine vesile olursa, hem şiir hem de bu yazı amacına ulaşmış olacaktır.
Çünkü sonunda insan şunu anlıyor: Hayat, kusursuz olduğu için değil; bize emanet edildiği için değerlidir. Ve zaman akıp giderken geriye kalan, kendi hayatımıza ne kadar sevgiyle, farkındalıkla ve samimiyetle dokunabildiğimizdir.
Öyleyse zamanı durdurmaya çalışmayalım; hayatı ertelemeyelim. Kendi ömrümüze dokunalım ve zamanı… bırakalım aksın. Çünkü zamanın akışını değiştiremeyiz; ama o akışın içinde nasıl bir insan olacağımıza biz karar verebiliriz. Gerisi, hayatın bize usulca öğrettiği en güzel şiirdir.
Sevgi ve saygıyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: