Bir insanın merakı, bilgiye açılan kapıdır. Ama bazı insanlar vardır ki merakla yetinmez; her konuya bir şekilde, tabiri caizse balıklama dalarak dâhil olmak ister. Nerede bir sohbet, bir karar ya da kişisel bir mesele varsa mutlaka fikrini söyleme ihtiyacı hisseder. Onların en sevdiği şey, kendilerini ilgilendirmeyen konulara bile yorum yapmak, müdahale etmektir. Çok basit bir konudan çok ciddi bir olaya kadar her şey onların ilgi alanıdır. Bir başkasının tercihleri, hatta hiç kendilerini etkilemeyen olaylar bile dikkatlerini çeker. Çünkü mesele öğrenmek değil, her şeye karışabilmektir.
Bu kötü bir alışkanlıktır.
Sana ne? Bana ne?
İnsanlar ikiye ayrılır derler: Bir kısmı kendi hayatını yaşar, bir kısmı ise başkalarının hayatını yaşamaya çalışır. İkinci gruptakilerin en belirgin özelliği, davet edilmedikleri sohbetlerin müdavimi olmalarıdır. Onlar için her kapı aralıktır, her konu kendilerinindir, her mesele görüş bildirmeye uygundur.
Okul yıllarında bir arkadaşımız vardı; bu alışkanlığını tabiri caizse tik hâline getirmişti. Defalarca refüze edilmesine rağmen eyleminden bir türlü vazgeçemezdi. Mesela; saç tıraşı olmuş birisini gördüğünde yanına gider: — Neden saçını böyle kestirdin? diye sorar. Diğeri “Sana ne!” diye cevap verir. Bu defa müdahaleyi uzatıp: — Benim saçımın kesimi daha iyi… diye tutturur. Karşısındaki daha da sinirlenip tepesi atmış vaziyette tepki gösterir.
Karşıdaki şaşkındır. Çünkü saç onun, baş onun, berber onun, para onun… Ama merak nedense başkasınındır. Haklı olarak: — “Bana ne?” terslemesi yapar.
Ne tuhaftır ki bazı insanlar reddedildikçe daha çok merak ederler. Kapı kapandıkça daha çok zorlarlar. Oysa kendi bahçesiyle uğraşan, komşunun çiçeğinin neden açtığını sorgulamaz. Kendi yoluna bakan, başkasının adımlarını saymaz. Bu yüzden bazı durumlarda söylenebilecek en öğretici cümle hâlâ şudur:
— Sana ne?
“Sana ne?” bir kabalık değil, bazen bir savunmadır. Ve eğer kişi bundan anlamıyorsa, hayat ona ikinci ve daha ağır cevabı verir:
— Bana ne?
“Bana ne?” ise gereksiz meraka verilmiş en zarif vedadır.
Bilinir ki; insanın her konuda söz söylemesi gerekmez. Her düşünce paylaşılmak zorunda değildir. Her merak da peşinden gidilmeyi hak etmez. Hayatta sınırlar vardır. Başkalarının seçimleri, hayatları ve kararları da bu sınırların içindedir.
Merak güzeldir; insanı geliştirir, yeni şeyler öğretir. Ama başkasının alanına izinsiz girdiğinde merak olmaktan çıkar, müdahaleye dönüşür. İnsan bazen konuşarak kendini ifade eder ama çoğu zaman nerede duracağını bilerek olgunlaşır. Çünkü her şey hakkında fikir sahibi olmak zekâ göstergesi değildir. Her konuya burnunu sokmak da ilgi ya da duyarlılık değildir.
Bazı meseleler yalnızca sahibini ilgilendirir. Bazı soruların sorulmaması, sorulmasından daha değerlidir. Ve insan bazen en önemli dersi, kendine şu soruyu sorarak alır:
“Bu gerçekten beni ilgilendiriyor mu?”
Sevgi ve saygıyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: