“Bilirsiniz, şöyle şaşırtıcı bir soru vardı: Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan? Sanki bu da öyle ama çok daha derin…”
İnsan bazen tek bir sohbetten, aylarca okuyacağı kitaplardan daha fazlasını öğrenebiliyor. Çünkü fikirlerin samimiyetle buluştuğu her sohbet, zihinde yeni pencereler açan görünmez bir yolculuktur. Geçtiğimiz günlerde değer verdiğim bir dostumla görüntülü sohbet ederken bunu bir kez daha hissettim. Aynı masada değildik; aramızda ne birlikte yudumlanan bir kahve ne de aynı ortamın sıcaklığı vardı. Ama buna rağmen sohbetin tadı eksik değildi. Çünkü keyfi veren kahve değil, fikirlerin birbirine değmesiydi. Düşünceler paylaşıldıkça çoğalıyor, tecrübeler anlatıldıkça derinleşiyor, insan ise farkına bile varmadan kendi sınırlarının ötesine geçerek yeni ufuklarla tanışıyordu.
Sohbet sırasında bana izlediği birbirinden kıymetli belgeselleri tavsiye etti. İyi bir belgeselin yalnızca bilgi vermediğini, aynı zamanda insanın bakış açısını değiştirdiğini, olayların görünen yüzünün ardındaki gerçekleri fark ettirdiğini anlattı. Gerçekten de bazı belgeseller izlenip unutulmaz; insanın düşünce dünyasına yerleşir, olaylara bakışını değiştirir ve zamanla karakterini bile sessizce şekillendirir.
Ancak sohbetin asıl iz bırakan tarafı, dinlediği önemli bir konuşmadan aktardığı tek bir cümle oldu: “Güç mü karakter yaratır, karakter mi güç sağlar?” İlk bakışta sade görünen bu soru, aslında insanlık tarihi kadar eski ve derin bir muhasebeyi içinde barındırıyor. Çünkü güç, insanın gerçek kimliğini gizleyen bir maske değil; onu ortaya çıkaran en güçlü aynadır. Kimi insanlar güç kazandıkça tevazularını yitirir, adalet duygularını unutur, makamlarını kendilerini diğer insanlardan üstün gören bir zırha dönüştürürler. Kimileri ise aynı güç sayesinde daha adil, daha merhametli ve daha sorumluluk sahibi olmayı başarır. Demek ki güç herkesi değiştirmiyor; sadece herkesin içinde taşıdığı karakteri görünür hâle getiriyor.
Aslında karakter, insanın kimsenin görmediği anlarda verdiği kararlardır. Alkışların sustuğu, çıkar hesaplarının ortadan kalktığı zamanlarda vicdanıyla baş başa kaldığında seçtiği yoldur. Güç ise bu karakteri büyüten bir mercek gibidir. İçinde kibir varsa onu büyütür; içinde merhamet varsa onu çoğaltır. İçinde adalet varsa onu güçlendirir; içinde hırs varsa onu sınır tanımaz hâle getirir. Bu yüzden bazı insanlar makam sahibi olunca değişmezler; sadece gerçekte kim oldukları daha belirgin hâle gelir. Belki de yıllardır söylenen “İnsan, eline fırsat geçince belli olur.” sözü bunu anlatmaktadır.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Büyük devletler kuranlar da bu dünyadan geçti, küçük bir çıkar uğruna vicdanını satanlar da… Kimileri ellerindeki sınırsız imkânı insanlığa hizmet etmek için kullandı, kimileri ise aynı imkânı zulmün aracı hâline getirdi. Aralarındaki fark servet değildi, makam değildi, yetki değildi. Asıl fark karakterdi. Çünkü karakter, insanın görünmeyen pusulasıdır. Güç, yönünü ancak o pusulanın gösterdiği istikamette bulabilir.
Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras servet değil, sağlam bir karakterdir. Bilgi öğrenilebilir, meslek edinilebilir, makam kazanılabilir. Fakat karakter; sabırla, ahlakla, vicdanla ve yıllar içinde verilen doğru kararlarla inşa edilir. Gerçek güç de başkalarını yönetebilmekten önce insanın kendi nefsini yönetebilmesidir. Öfkesine hâkim olabilen, menfaati uğruna doğruluktan vazgeçmeyen, yalnız kaldığında da ilkelerinden sapmayan insan, görünürde büyük bir makam sahibi olmasa bile hayatın en büyük gücüne sahip demektir.
Sohbet sona erdiğinde fark ettim ki bazen insanın zihninde günlerce yaşayacak düşünceler, tek bir cümleden doğabiliyor. İşte iyi dostların en büyük kıymeti de burada saklıdır. Onlar yalnızca hâl hatır soran insanlar değildir; insanın zihnini çalıştıran, ufkunu genişleten, kendisiyle yeniden hesaplaşmasına vesile olan yol arkadaşlarıdır. Belki dostluk, aynı fikirde buluşmak değil; birbirinin düşünce dünyasına yeni pencereler açabilmektir.
O gün bana tavsiye edilen belgeseller kadar, hatta belki onlardan daha fazla, o tek soru zihnimde yankılanıp durdu: “Güç mü karakter yaratır, karakter mi güç sağlar?” Günler süren muhasebenin sonunda vardığım kanaat ise şudur: Güç karakteri oluşturmaz; karakter, güce istikamet verir. Çünkü insanı büyük yapan sahip olduğu makam değil, o makamın içinde kaybetmediği vicdanıdır. Gerçek kudret başkaları üzerinde hüküm kurabilmekte değil, kendi nefsine söz geçirebilmektedir. Ve insanın asıl büyüklüğü de burada başlar.
Sevgi ve saygıyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: