Sosyal medyadaki gezintim sırasında ilk defa karşılaştığım bir vecize beni birden şaşırttı. Çünkü hayatın bize ezberlettiği kelimelerle konuşup, harflerle düşündüğümüzü biliyoruz; oysa insanlık tarihini değiştiren o büyük dahi Thomas Edison, zihninin kapılarını bambaşka bir dünyaya açtı. Ünlü dahi şöyle demiş:
“Ben hiçbir zaman kelimelerle düşünmem, aklımdaki resimler ile düşünürüm.”
Bu cümleyi okur okumaz, üzerinde uzun süre düşünmeden ayrılamadım. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi bizler hayatı çoğu zaman kelimelerle anlamlandırıyoruz. Duygularımızı kelimelerle ifade ediyor, düşüncelerimizi cümlelere dönüştürüyor, hatta hayallerimizi bile çoğu zaman sözcüklerin sınırları içinde kuruyoruz. Araya resim ifadesi girince birden duraksadım. İnsanlık tarihinin en üretken mucitlerinden biri olan Edison, söz konusu vecizesi ile zihnimizin bambaşka bir dil konuştuğunu ifade etmiş!
Belki de başkalarının göremediğini görebilmişti bu nedenle merakım daha da coştu.
Bir ampul henüz ortada yokken o, karanlık bir odanın ışıkla dolduğunu zihninde seyrediyordu. Bir makine henüz tasarlanmadığında onun nasıl çalışacağını, hangi parçaların nasıl hareket edeceğini adeta bir film izler gibi gözlerinin önünde canlandırıyordu. Kelimeler ona yetmiyor; düşüncelerini görüntülere, hareketlere ve sahnelere dönüştürüyordu. İşte belki de bu nedenle düşüncelerini kelimelerle değil, aklındaki resimlerle belirliyordu.
Meğerse bu yetenek yalnızca büyük dahilerin sahip olduğu gizemli bir özellik değilmiş. Hepimiz zihinlerimizde resimlerle yaşarmışız.
Bunu şu örneklerle tanımlamışlar: Hiç farkında olmadan, çocukluğumuzda evimizi düşündüğümüzde aklımıza adresi değil; koridorları, kokuları ve pencerelerden süzülen ışık geliyormuş. Sevdiğimiz bir insanı hatırladığımızda ise isminin harfleri değil, yüzündeki ifade gözümüzde canlanıyormuş. Çünkü zihnin en eski dili kelimeler değil, imgeler ve duygularla mücehhez imiş.
Belki de modern dünyanın en büyük sorunlarından biri, kelimelerin arasında kaybolmamızdır. Sürekli konuşuyor, yazıyor, okuyor ve dinliyoruz. Fakat bazen bütün bu gürültü içinde büyük resmi meğerse göremiyormuşuz. Oysa birçok yenilik, birçok çözüm ve birçok başarı önce bir görüntü olarak doğup; sonra kelimelere dönüşür dururmuş.
Bir uzman şöyle diyor:
“Bir mimar, inşa edilmeden önce binanın içinde yürür.”
“Bir ressam da boş tuvale bakarken tamamlanmış eseri görür.”
“Bir girişimci, henüz var olmayan bir geleceği zihninde canlandırır.”
“Bir bilim insanı, çözülmemiş bir problemin sonucunu önce hayal eder.”
Ama hayatta ilerlemenin bazen daha fazla konuşmakla değil, daha net görmekle mümkün olduğunu bildiğimizi hatırlayınca Dahinin o müthiş zekâsıyla ortaya koyduğu sözün doğruluğunu hemen benimseyebiliyoruz.
Çünkü insan yalnızca gözleriyle gören bir varlık değil. Bazen kalbiyle görüyor, bazen sezgileriyle, bazen de henüz gerçekleşmemiş bir geleceğin siluetini zihninde hissedebiliyor. Büyük değişimler çoğu zaman dış dünyada başlamaz; önce insanın iç dünyasında küçük bir kıvılcım olarak doğar. Sonra büyür, şekillenir ve sonunda gerçeğe dönüşür.
Bugün geriye dönüp baktığımızda insanlığın ortaya koyduğu her büyük eserin bir zamanlar yalnızca bir hayal olduğunu görürüz. Şehirleri süsleyen köprüler, gökyüzüne yükselen yapılar, kıtaları birbirine bağlayan yollar ve hayatımızı kolaylaştıran sayısız buluş… Bunların hepsi önce bir insanın zihninde beliren sessiz bir görüntüydü. Başkalarının henüz göremediği bir ihtimaldi.
Belki de hayal gücü denilen şey, geleceğin kapısını aralayan görünmez bir anahtardır. Çünkü insan ancak zihninde kurabildiği dünyaları gerçeğe dönüştürebilir. Görülemeyen hiçbir şey inşa edilemez. Düşlenmeyen hiçbir gelecek yaşanamaz.
Bu yüzden hayallerimizi küçümsememeliyiz. Zihnimizde beliren bazı görüntüler, ilk bakışta imkânsız gibi görünse de yarının gerçeği olmaya adaydır. Tarih boyunca birçok insan, yalnızca başkalarının göremediğini gördüğü için eleştirildi, anlaşılmadı, hatta alaya alındı. Fakat zaman, çoğu kez hayal kurma cesaretine sahip olanları haklı çıkardı.
Belki de insanın en büyük zenginliği sahip oldukları değil, zihninde taşıdığı görüntülerdir. Çünkü insan geleceğini önce içinde yaşar, sonra dışarıda kurar. Her başarı önce görünmezdir; sonra görünür olur. Her eser önce düşüncedir; sonra maddeye dönüşür.
İşte bu yüzden bazen durup kendimize şu soruyu sormalıyız:
Gördüğümüz dünya mı bizi şekillendiriyor, yoksa zihnimizde taşıdığımız dünya mı gördüğümüz gerçeği inşa ediyor?
Edison’un sözünün asıl gücü belki de burada saklıdır. O bize yalnızca nasıl düşündüğünü anlatmıyor; aynı zamanda insanın sınırlarının, gördüğü şeylerle değil, hayal edebildiği şeylerle belirlendiğini hatırlatıyor.
Belki de zaman zaman kelimelerin gürültüsünü susturup zihnimizdeki o büyük resme bakmalıyız. Çünkü dünya, yalnızca gördüklerini anlatanların değil; henüz kimsenin göremediğini hayal edip onu gerçeğe dönüştürebilenlerin omuzlarında yükseliyor.
Sevgi ve saygıyla…
Haluk Narbay
Yorumlar
Kalan Karakter: