Eskiden "Bugün ne yesek?" sorusu, canımızın ne çektiğine dair keyifli bir keşif yolculuğuydu. Şimdilerde ise bu soru, mutfak tezgahı ile cüzdan arasında verilen sessiz bir savaşa dönüştü. Karar yorgunluğu dediğimiz şey, artık sadece seçeneklerin çokluğu değil, o seçeneklerin altındaki etiketlerin ağırlığıyla ilgili.
Psikolojideki o meşhur "Karar Yorgunluğu" kavramı, bizim sokakta bambaşka bir anlam kazanıyor. Zihnimiz gün boyu binlerce kararla yorulurken, akşam eve geldiğimizde en büyük sınavı buzdolabının önünde veriyoruz. Ama bu sefer mesele sadece sushi mi yoksa pizza mı olduğu değil; hangi tercihin ay sonuna daha büyük bir delik açacağı.
Senaryo tanıdık: İşten yorgun argın dönmüşsünüz. Yemek uygulamalarındaki o renkli dünyalara bir göz atıyorsunuz. Kampanyalar, "sepette indirim"ler, "iki al bir öde"ler... Ama her tıklamada zihninizdeki o görünmez hesap makinesi tıkır tıkır çalışıyor. "Dışarıdan söylersem bu kadar, kendim yaparsam malzemesi şu kadar..." derken, yemek yeme eylemi bir ihtiyaçtan ziyade bir matematik problemine dönüşüyor.
İşte o an, özgürlük sandığımız seçenekler birer kısıtlamaya dönüşüyor. En sevdiğiniz yemeği değil, bütçenize en az hasar vereni seçmeye çalışırken duyduğunuz o yorgunluk, fiziksel açlıktan çok daha baskın hale geliyor. Karşımızda yüzlerce restoran olsa ne yazar; eğer her menüde ilk baktığımız yer yemek ismi değil de sağ taraftaki rakamlarsa?
Modern dünya bize sınırsız seçenek vaat etmişti. Oysa geldiğimiz noktada, seçeneklerin çokluğu bizi kararsızlığın değil, bir mecburiyetin gri boşluğuna itti. Market rafında en ucuz makarnayı ararken harcanan zihinsel mesai, aslında en kaliteli işten daha yorucu. Gardırobun önünde "giyecek hiçbir şeyim yok" derken aslında "yeni bir şey almaya gücüm yok" demenin o buruk yorgunluğu bu.
Belki de bu yüzden, en basit kararları bile veremez hale geldik. Çünkü her karar, artık sadece bir seçim değil, bir fedakarlık anlamına geliyor. Bir şeyi alırken, başka bir şeyden vazgeçtiğimizi bilmek; işte asıl yorgunluk burada başlıyor.
Bugün ne mi yiyelim? Belki de bu akşam, rakamları ve hesapları bir kenara bırakıp (mümkün olduğunca), sadece karnımızı değil, bu yorgun ruhumuzu da doyuracak en sade şeye sığınmalıyız. Çünkü hayat, sürekli hesap yaparak yaşanmayacak kadar hızlı akıyor ve biz bu hesapların arasında kendi tadımızı unutuyoruz.
SİNEM AKSEMA
Radyo Ve Televizyon Programcısı
Köşe Yazarı
Spiritüel Eğitmen
Yorumlar
Kalan Karakter: