Dijital çağ, insanlara kendilerini ifade edebilecekleri sayısız alan sundu. Ancak bu alanlar, aynı zamanda gerçeğin yerini yapay bir mükemmellik algısına bıraktığı bir dünyayı da beraberinde getirdi. Sosyal medyada karşımıza çıkan pürüzsüz yüzler, kusursuz vücutlar ve “ideal” hayatlar, çoğu zaman gerçekliğin filtrelenmiş bir yansımasından ibaret.
Asıl sorun filtrelerin ya da Photoshop’un varlığı değil; bunların sıradanlaşarak gerçeğin önüne geçmesi. Kusurların silindiği, çizgilerin yok edildiği, bedenlerin ve hayatların yeniden şekillendirildiği bu dijital vitrin, insanlara “olduğun gibi değil, olman gereken gibi görün” mesajı veriyor. Bu mesaj ise zamanla bireyin kendisiyle kurduğu bağı zedeliyor.
Özellikle gençler için bu durum daha da tehlikeli bir hal alıyor. Sosyal medyada dayatılan güzellik ve başarı kalıpları, yetersizlik duygusunu besliyor. Gerçek hayatta gayet sıradan olan bir beden ya da yaşam, ekran karşısında eksik ve değersiz hissettirebiliyor. Beğeni sayıları, filtreli fotoğraflar ve kusursuz pozlar; özgüvenin ölçütü haline geliyor.
Filtreler yalnızca yüzleri değil, duyguları da gizliyor. Mutlu görünmek zorunda bırakılan insanlar, yaşadıkları sorunları saklamayı tercih ediyor. Herkesin iyi, herkesin başarılı ve herkesin mutlu olduğu bu yapay dünya, gerçek sorunların konuşulmasını da engelliyor. Oysa hayat, filtrelenemeyecek kadar karmaşık ve kusurludur.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur: Kusurlar insanı insan yapar. Çizgiler yaşanmışlıkların, eksikler ise gerçekliğin izidir. Filtrelerin ardına saklanmak yerine, olduğu gibi var olabilmek cesaret ister. Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, biraz daha az mükemmel görünmek ama biraz daha gerçek olmaktır.
SİNEM AKSEMA
RADYO VE TELEVİZYON PROGRAMCISI / KÖŞE YAZARI/ SPİRİTÜEL EĞİTMEN
Yorumlar
Kalan Karakter: