Güçlü görünmek çağımızın en büyük zorunluluğu. Yorulsak da “iyiyim”, kırılmış olsak da “hallederiz”, tükenmiş olsak bile “devam” diyoruz. Çünkü zayıf olmak artık bir hâl değil, bir kusur gibi görülüyor. Herkes ayakta, herkes dirençli, herkes güçlü… Ama kimse gerçekten iyi değil.
Sosyal medyada paylaşılan başarı hikâyeleri, gülümseyen yüzler ve “her şeye rağmen” cümleleri, bu güçlü olma mecburiyetini daha da görünür kılıyor. Güç, bir seçenek olmaktan çıkıp performansa dönüştü. Dayanmak, sabretmek, susmak alkışlanıyor. Oysa kimse “iyi misin?” sorusuna dürüstçe cevap verecek alan bulamıyor.
Modern hayat, insanları duygularıyla değil dayanıklılıklarıyla ölçüyor. Ne kadar dayandığın, ne kadar sustuğun, kaç kez düştüğünde tekrar ayağa kalktığın önemli. Ama kaç kez yorulduğun, ne zaman vazgeçmek istediğin, geceleri ne düşündüğün kimsenin meselesi değil. İyi olmak değil, güçlü kalmak makbul.
Bu yüzden ruhsal yorgunluklar sessiz yaşanıyor. Tükenmişlik gizleniyor, kaygı bastırılıyor, mutsuzluk erteleniyor. Çünkü durmak zayıflık, anlatmak yük, hissetmek riskli sayılıyor. Herkes kendi içinde dağılıyor ama dışarıdan bakıldığında dimdik.
Belki de asıl sorun güçlü olmaya bu kadar övgü düzmemiz. Güçlü olmak iyileşmek değildir. Dayanmak, iyi olduğumuz anlamına gelmez. Bazen güçsüzlüğü kabul etmek, “iyi değilim” diyebilmek en büyük cesarettir.
Belki de artık güçlü görünmekten çok, iyi olmaya alan açmamız gerekiyor. Çünkü herkes güçlü olabilir ama kimse iyi değilse, bu bir başarı değil; toplu bir yorgunluk hâlidir.
SİNEM AKSEMA
Radyo Ve Televizyon Programcısı / Köşe Yazarı / Spiritüel Eğitmen
Yorumlar
Kalan Karakter: