Bazen bir insanı severiz ve onu hayatımızın merkezine koyarız. Onsuz yapamayacağımızı düşünür, varlığını nefesimiz kadar gerekli görürüz. Sonra zaman geçer. Şartlar değişir. İnsanlar değişir. O büyük sandığımız sevginin içinden eksilmeler başlar.
İşte tam da o anlarda insan, sevginin kendisi üzerine düşünmeye başlar. Neden hiçbir şey kalbimizi tam olarak dolduramıyor?
Neden en çok sevdiğimiz şeyler bile bir süre sonra içimizde açıklayamadığımız bir boşluk bırakıyor?
Belki de bunun sebebi, kalbimizin aslında faniyi değil, baki olanı arıyor olmasıdır.
Dünya üzerinde tattığımız bütün sevgiler, büyük bir hakikatin küçük yansımalarıdır. Bir annenin evladına duyduğu şefkatte, bir dostun sadakatinde, bir eşin sevgisinde, hatta bazen bir çiçeğe duyulan hayranlıkta bile aynı kaynaktan gelen bir ışık vardır. O ışık, kendisine değil; geldiği yere işaret eder.
Ne var ki biz çoğu zaman işareti görür, işaret edileni unuturuz.
Bir aynadaki görüntüye hayran olup aynayı tutan eli fark etmeyiz.
Oysa sevdiğimiz her şey bize aynı gerçeği fısıldar:
“Ben son durak değilim.”
Bu yüzden insan, hayatı boyunca bir arayış içindedir. Bir sevgiden diğerine, bir hevesten başka bir heyecana yürür.
Her seferinde “İşte bu” der. Fakat bir süre sonra kalbinin derinliklerinden gelen o tanıdık eksiklik duygusu yeniden belirir.
Çünkü sonsuzluk ihtiyacı, sonlu şeylerle giderilemez.
İnsan ruhu, kendisinden daha büyük bir sevgiye açtır.
Belki de bu yüzden ayrılıklar sadece kaybetmenin acısı değildir. Aynı zamanda bir hatırlatmadır. Kalbin, yanlış adreste mutluluğu aradığını gösteren sessiz bir uyarıdır.
Dünya, sevginin okulu olabilir ama nihai adresi değildir.
Bunu fark eden insanın sevgisi azalmaz; aksine derinleşir.
Çünkü artık sevdiği kişiyi sahip olunacak bir varlık olarak değil, kendisine emanet edilmiş bir güzellik olarak görür.
Sevgiyi tüketilecek bir duygu değil, şükredilecek bir lütuf olarak yaşamaya başlar.
O zaman aşk, insanı insanda bırakmaz. İnsandan başlayıp hakikate uzanır.
Ve insan anlar ki; gönlüne düşen her sevgi, aslında kendisini yaratanın sevgisinden kopup gelen küçük bir parçadır. Bir damla, okyanusu hatırlatmak içindir.
Belki de bu yüzden hiçbir dünyevi aşk, Allah aşkının yerini tutamaz.
Çünkü kırıntılar ne kadar değerli olursa olsun, insanın ruhu daima sofranın sahibini arar.
Belgin Koçer
Yorumlar
Kalan Karakter: