
İnsan bazen sadece susmak ister. Gürültüden, tartışmalardan, bitmeyen gündemden uzaklaşıp kendi içine çekilmek… Ama öyle zamanlar vardır ki, dünya susmana izin vermez. Çünkü dışarıda bir yerlerde savaş vardır. Ve savaş, sadece toprağa değil, insanın ruhuna da düşer.
Bugünlerde, uzak gibi görünen ama aslında kalbimize hiç de uzak olmayan bir coğrafyada, İran’ın gölgesinde büyüyen bir gerilim konuşuluyor. Haritalarda sınırlarla ayrılmış gibi duran o ülkeler, aslında insan hikâyelerinde birbirine ne kadar da benziyor. Bir annenin korkusu, bir çocuğun uykusuzluğu, bir babanın çaresizliği…
Hepsi aynı.
Peki böyle bir dünyada dinlenmek mümkün mü?
Dinlenmek dediğimiz şey sadece bedeni durdurmak değildir. Asıl mesele zihni susturabilmek. Ama nasıl susturacaksınız ki? Televizyonu kapatsanız sosyal medya konuşur. Sosyal medyadan kaçsanız, sohbetler başlar. İnsan bazen kendinden bile kaçamaz. Çünkü savaş dediğimiz şey artık sadece cephede değil; zihinlerde, kalplerde, gündelik hayatın içinde.
Oysa insanın en temel ihtiyacı huzurdur. Bir anlığına bile olsa, başını yaslayıp “şimdi güvendeyim” diyebilmek. Ama savaşın olduğu bir dünyada bu cümle ne kadar gerçek olabilir?
Belki de mesele dinlenmek değil, dinlenmeyi yeniden tanımlamaktır. Çünkü artık eski anlamıyla dinlenmek mümkün değil. Artık dinlenmek; haberlerin arasına sıkışmış küçük bir nefes, kalabalığın ortasında yakalanmış kısa bir sessizlik anı. Bir çaydan yükselen buharın içinde kaybolmak, bir dostun sesiyle içinin yumuşaması… Küçük şeyler, büyük kaçışlar.
Ama yine de insanın içinde bir suçluluk duygusu belirir. “Ben burada huzur ararken, birileri savaşın içinde…” diye başlar cümle. İşte tam burada insan olmanın en ağır tarafı ortaya çıkar: Empati. Başkasının acısını hissedebilmek, ama onu durduramamak.
İran’da yaşanan ya da yaşanma ihtimali olan her gerilim, aslında bize şunu hatırlatıyor: Dünya küçüldü. Artık hiçbir acı, sadece yaşandığı yerde kalmıyor. Dalga dalga yayılıyor. Haberlerle, görüntülerle, hikâyelerle… Ve biz, o dalgaların kıyısında oturup sadece izlemek zorunda kalıyoruz.
Peki ne yapmalı?
Belki de önce şunu kabul etmek gerekiyor: Her şeyi düzeltemeyiz. Ama hissedebiliriz. Ve hissetmek, insan kalabilmenin son sığınağıdır.
Dinlenmek de belki tam burada başlar. Duyarsızlaşmadan, ama tükenmeden… Görerek ama yıkılmadan…
Savaşın gölgesinde dinlenmek zor. Hatta çoğu zaman imkânsız gibi. Ama yine de insan, o gölgenin içinde küçük bir ışık arar. Çünkü bilir ki, o ışık tamamen kaybolursa, geriye sadece karanlık kalır.
Ve insan, karanlıkta yaşayamaz.
Belgin Koçer
Yorumlar
Kalan Karakter: