KURAL KİME GÖRE, NEYE GÖRE? TEKNİK KURUL BU SORULARA CEVAP VERMEK ZORUNDA!
Türk satrancında artık en temel sorun şudur:
Kural var ama güven yok.
Yönerge var ama uygulamada tutarlılık yok.
Kurul var ama hesap veren yok.
Teknik Kurul, satrancın aklını, düzenini ve standartlarını koruması gereken bir yapı olmalıdır. Ancak bugün sahada görünen tablo; netlikten uzak, çelişkili, kulüpleri ve sporcuları mağdur eden, hakem camiasında saygı ve bağımsızlık tartışması yaratan bir yönetim anlayışıdır.
Bir yerde Ek-C açıkça 6 tur derken, uygulamada 7 tur oynatılıyorsa bunun adı “yorum” değil, belirsizliktir. Eğer bu tablo en az tur sayısını ifade ediyorsa, neden açıkça yazılmamıştır? Eğer kesin hükümse, neden dışına çıkılmıştır? Teknik Kurul burada neden şerh koymaz, neden açıklama yapmaz, neden kamuoyunu aydınlatmaz?
Turnuva bilgisi :
https://s1.chess-results.com/tnr1412588.aspx?lan=8&art=1&rd=6&SNode=S0
Daha vahimi, takım şampiyonalarında ortaya çıkan çifte standarttır.
Küçükler ve Yıldızlar Takım Şampiyonası’nda 4 takım altı grup oluşturulmaz denirken, Kulüpler Şampiyonası / Yöresel Lig’de 3 takımla lig kurulabilir deniliyor. İkisi de takım yarışıysa, ikisi de kulüp yapısını ilgilendiriyorsa, neden aynı standart uygulanmıyor?
Bununla da bitmiyor. Daha önce yöre yarışmalarının il bacağında 3 takım ile lig kurulamaması halinde, kurulamayan illerden bir grup oluşturulup bir merkezde oynatılıyor; bu merkezde oluşan takım sayısına göre finallere gidecek takımlar belirleniyordu. Yani eksik kalan iller için en azından sportif bir çözüm, sahada oynanarak hak edilen bir yol vardı.
Peki bu sene ne oldu?
Muhteşem Teknik Kurul bu süreci kendi inisiyatifine alarak, finale gidecek takımları sahada oynanan mücadeleyle değil de kendi değerlendirmesiyle mi belirleyecek? Yayınladıkları yönergenin 3.3 maddesinden ne anlamalıyız? Kurulamayan illerdeki kulüpler için objektif, açık, eşit ve sportif bir yol mu var; yoksa “biz uygun görürsek değerlendiririz” anlayışı mı hâkim?
YOKSA KENDİLERİNE GÖRE LİG Mİ DİZAYN EDİLİYOR?
Eğer finale gidecek takımlar sahada değil, masa başında belirlenecekse bunun adı yarışma değil; keyfi kontenjan düzenidir.
Bu düzenin bedelini yine kim ödeyecek?
Teknik Kurul mu?
Başkan mı?
Yoksa lig kurulamayan illerde emek veren kulüpler, çocuklar, antrenörler ve veliler mi?
Bir yanda “takım sayısı yetmedi” diyerek lig kurdurmayacaksınız, diğer yanda o kulüplerin finallere nasıl gideceğini net ve adil biçimde açıklamayacaksınız. Sonra da bunun adına yönetim diyeceksiniz.
Hayır, bunun adı yönetim değil; plansızlık, öngörüsüzlük ve sorumluluktan kaçmaktır.
Peki iki takım başvuran ya da tek takım başvuran illerde finale gideni nasıl belirleyeckesiniz, direkt fianle mi alacaksınız? O zaman diğer illerde yarışan takımlara haksızlık değil mi? O kadar maddi yükün hesabını kim verecek? En çok iki takım başvurursa ne olacak iki takım mı gidecek ilden. 5-6 takım başvuran İzmir gibi bir ilden tek takım zor bela yarışacak gidecek diğer iller hop finale mi gidecek? Merak ile bekliyoruz?
Bu çelişkinin bedelini kim ödüyor?
Teknik Kurul mu?
Başkan mı?
Yoksa illerde lig kuramayan kulüpler, yarışma hakkı elinden alınan çocuklar ve emek veren antrenörler mi?
Bir başka vahim başlık da MHK ve hakem camiasıdır.
Merkez Hakem Kurulu’nun kendi alanında bağımsız karar alması gerekirken, her yerde Teknik Kurul’un gölgesi konuşuluyorsa burada ciddi bir yönetim sorunu vardır. Hakemlerin eğitimi, gelişimi ve çalıştay süreçleri MHK’nın yetki alanıysa, Teknik Kurul neden bu kadar belirleyici görünmektedir?
Yıllarca sahada görev yapmış, binlerce sporcunun maçını yönetmiş, bugün birçok hakemi yetiştirmiş kıdemli hakemlere “siz de eğitim alacaksınız” dayatması yapmak; gelişim değil, üslup sorunudur. Eğitim elbette gereklidir. Güncellenme elbette önemlidir. Ama bunu, emeği ve kıdemi yok sayan bir dille yapmak saygısızlıktır.
Bu noktada IA Tahsin Aktar’ın yaptığı açıklamalar da dikkat çekicidir. Yıllarını hakemliğe vermiş, uluslararası düzeyde Türk satrancını temsil etmiş deneyimli isimlerin dile getirdiği eleştiriler “kişisel tepki” olarak görülmemelidir. Hakem camiasında oluşan rahatsızlıkların ve güven kaybının neden oluştuğu ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Ayrıca uzun süredir ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele eden ve kanser tedavisi gören bir kadın hakemin 8 ayı aşkın süredir görev alamaması da soru işareti yaratmaktadır. Görevler kişilere ve kişisel husumetlere göre değerlendirilip suçu günahı almayan hakemlerden mi çıkarılmak istenmektedir? Bu görev talimatları kim tarafından verilmektedir. MHK mi karar veriyor yoksa Teknik kurul mu? Kime görev verileceğini belirliyor şahsi kişisel husümetler mi belirliyor? Teknik kurulun gücü günahsız kadınlara mı yetiyor diye insan merak etmiyor değil? Ne ahlaki, ne etik olarak nede halk arasında konuşulan ADAMLIK kavramlarından uzak bir yaklaşımdır. Üstelik hem ilinde görev yapmasını engelleyeceksiniz hemde Türkiye geneli. Ciddi anlamda hem kurum kimliğini zedeliyor hemde kadınlara karşı olan tutumunuz sporcularda olduğu gibi ortaya çıkıyor. Üstelik resmi başvurulara ve sorulara da cevap verme tenezzülü göstermiyor MHK. Tebrik ederim kurum kimliği ciddiyeti muazzam devrede.
Teknik kurulun talimatı ile adamına göre ve kişisine göre görevlendirme ile makam yöneten MHK de eğer sizin hükmünüz yok ise sizde o makamı boşuna doldurmuşsunuz demektir. Bu yönetim sürecinde oturduğunuz o koltukların vebalini yönetimler değiştiğinde vereceğinizi de unutmamanızı tavsiye ederim.
Bugün sorulması gereken sorular nettir:
Teknik Kurul kime göre, neye göre karar alıyor?
Kurallar kulüpler için mi, belli çevreler için mi esniyor?
MHK bağımsız mı, yoksa sadece onay makamı mı?
Kıdemli hakemlerin emeği neden değersizleştiriliyor?
Kulüplerin ve sporcuların mağduriyetini kim üstleniyor?
Aynı federasyon çatısı altında aynı mantığa sahip yarışmalarda neden farklı standart uygulanıyor?
Ligleri Kurulamayan illerden finale gidecek takımlar hangi açık, objektif ve sportif kritere göre belirlenecek?
Madde 3.3, kulüplerin hakkını korumak için mi yazıldı, yoksa Teknik Kurul’a keyfi inisiyatif alanı açmak için mi?
Kendini dünyanın en iyi hakemi gibi görüp kendisini Cüneyt Çakır zannedenler; kuralları kendine ve yaranmaya çalıştığı çevreye göre eğip büküyorsa, bunun adı hakemlik otoritesi değil, kişisel kibirdir. Kuralı herkese eşit uygulamak yerine belli çevrelere göre yorumlayan, sahadaki emeği ve liyakati yok sayan bu anlayışın karşılığı ancak şudur:
PABUCUMUN CÜNEYT ÇAKIR’I!
Bu mesele kişisel değildir.
Bu mesele daha az tur, daha çok tur meselesi de değildir.
Bu mesele; adalet, şeffaflık, liyakat ve tutarlı yönetim meselesidir.
Teknik Kurul’un görevi kuralı eğip bükmek değil, kuralı herkes için eşit ve anlaşılır hale getirmektir.
Kurul olmanın anlamı kapalı kapılar ardında karar üretmek değil, sahadaki sporcuya, kulübe, hakeme ve kamuoyuna hesap verebilmektir.
Türk satrancı artık “uygun görüldü” anlayışıyla yönetilemez.
Türk satrancı kişilere, çevrelere, yakınlıklara ve suskunluklara teslim edilemez.
Kural varsa herkes için vardır.
Yönerge varsa açık uygulanır.
Kurul varsa hesap verir.
Sporcu, kulüp ve hakem varsa onların emeği yok sayılamaz.
Bugün Teknik Kurul’a düşen görev susmak değil, açıklamaktır.
Çelişkileri büyütmek değil, gidermektir.
Gücü göstermek değil, adaleti sağlamaktır.
Çünkü satrançta en temel ilke bellidir:
Tahta adil kurulmazsa, oyun da adil oynanmaz.
Satrançta adalet nerede?
Şeffaflık nerede?
Liyakat nerede?
Saygı nerede?
Cevap bekliyoruz. Susarak değil, açıklayarak yönetin.
Geldikleri gibi giderler...

Yorumlar
Kalan Karakter: