Fethi Apaydın’ın TRT SPOR YILIDZ kanalına açıklamaları, profesyonel bir vizyon sunumu gibi görünse de 2025 yılından bu yana Türk satranç camiasında yaşanan kronik sorunlar ve "alan savunması" niteliğindeki hatalar, bu anlatının bir algı yönetimi barajı olduğunu kanıtlamaktadır. Aşağıda, parlatılan bu vitrinin arkasındaki yapısal çöküşü ele alan derinlemesine analiz yer almaktadır.
Retorik ve Gerçeklik Arasında Türk Satrancı: Sistematik Bir Başarısızlık
Apaydın’ın ekranlarda sergilediği "huzurlu ve başarılı federasyon" imajı, aslında satranç masasında hesaplanmamış hamlelerin yarattığı bir yıkımı perdelemektedir. Federasyonun "başarı" olarak sunduğu her başlık, sahada yaşanan bir krizin üzerine örtülen bir PR örtüsüdür.
1. Organizasyonel Kaosun Başkenti: Antalya 2026 ve "Rekor" Safsatası
Başkan videoda "uluslararası standartlarda ev sahipliğinden" ve "organizasyon becerisinden" bahsederken, 2026 başında Antalya’da düzenlenen Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Şampiyonası, camia için bir organizasyonel kabusa dönüşmüştür.
2026 Antalya Türkiye Yaş Grupları Şampiyonası:
• Program çakışmaları
• Planlama hataları
• Sporcu ve velilerin ciddi mağduriyetleri
• Sağlık problemlerine çözüm üretilememesi
• Güvenlik önlemlerinin yetersizliği
• Başkanın kendi kulüplerine sağladığı ayrıcalıklar
• Program saatlerinin değişme şekilleri ve bilgilendirmelerin zamansızlığı
• Fedakâr personelin sorunun merkezi gibi gösterip sorumluluk almaktan kaçmalar
• Sporcu ve veliler ile temas ve iletişim kuramadan kaçar gibi alanda bulunmak
• Cumhuriyet tarihinde başkan istifa diye protesto edilen ilk kurum başkanı olmak
Bunlar başarı değil, organizasyon zaafıdır.
Teknik Zafiyetler: Turnuva salonlarındaki yetersiz havalandırma, yemek kuyruklarında yaşanan izdihamlar ve eşleşmelerdeki teknik gecikmeler, "Avrupa ve dünya satrancında söz sahibi olma" iddiasını teknik düzeyde çürütmektedir. Federasyon, sporcuyu bir "paydaş" değil, "müşteri" olarak gören bu anlayışı "rekor katılım" diyerek başarı gibi pazarlamaktadır.
2. Takvim Fiyaskosu: 2025 Çakıştırılan Tarihler
Başkan’ın "stratejik planlama" vurgusuna rağmen, 2025 yılı etkinlik takvimi, federasyonun kendi içindeki koordinasyonsuzluğunu tescillemiştir.
• U12–U18 Ligleri
• Türkiye Kupası
• Mersin Open
• Manisa Open
👉 Hepsi çakıştırıldı.
Ulusal-Uluslararası Çakışmalar: Türkiye Kupası veya önemli ulusal turnuvaların, sporcuların akademik sınav takvimleri veya prestijli uluslararası açık turnuvalarla (Open) çakıştırılması, sporcu gelişimine vurulan bir darbedir. Nitekim 2026 Kadınlar ve Gençler şampiyonası mayıs ayında peş peşe iki haftaya konularak, öğrenci olan sporcuların eğitim takvimini etkileyeceği hiç düşünülmeden plansız bir organizasyon içine girmişlerdir.
Liyakat mi, Engel mi? Takvimin bu denli özensiz hazırlanması, en iyi sporcuların kendilerini gösterme imkanını kısıtlamış; sporcuları "eğitim" ve "spor" arasında imkânsız tercihlere zorlamıştır. Bu, videoda bahsedilen "gençlerin önünü açma" vaadiyle tam bir tezat oluşturmaktadır.
Bu, sporcuları bölmek, kulüpleri zor durumda bırakmak ve sistemi kilitlemektir.
Bu noktadan sonra bu durum:
👉 ya ağır beceriksizliktir
👉 ya da bilinçli bir kaos yönetimi
3. “Dünya çapında organizasyon yapıyoruz” algısı
Blitz & Rapid Dünya Şampiyonası anlatılıyor.
Ama gerçek şu:
👉 Avrupa Yaş Grupları Şampiyonası 2022’de Antalya’da zaten yapıldı.
• Daha geniş katılım
• Daha yüksek prestij
• Daha kalıcı sportif etki
Ve en kritik gerçek:
👉 Bu organizasyon önceki yönetim döneminde yapıldı.
Bugün bunu “bizim başarımız” diye anlatmak:
👉 başkasının emeğini sahiplenmektir
4. Kadın Satrancında "Cam Tavan" Değil, "Beton Duvar"
Kadın sporcuların gelişimi üzerine kurulan cümleler, son dönemde yaşanan Gülenay Aydın skandalı ışığında birer ironiye dönüşmektedir.
“Kadınları geliştiriyoruz” söylemi ile gerçekler tamamen zıt.
• Türkiye Şampiyonası’nda tek bir kadın sporcu yok
• Maddi destekler yetersiz
• Küçümseyici söylemler (“Susan Polgar mı olacaklar?”)
• Kadın sporcuların gelişimleri için en ufak destek yok, erkek sporculara sağlanan olanaklar ile eşit ortamlarda desteklenmeyen bir zihniyet tam bir misojini yaklaşımı zihniyetinin örneğidir.
Ve en çarpıcı gerçekler:
• WGM Betül Cemre Yıldız
• WGM Kübra Öztürk
👉 Türkiye’nin en değerli kadın sporcuları sistemin dışına itildi.
Bu gelişim değil. Usta sporcuların tecrübelerinden yararlanmak ve kaptanlık yapmalarını istiyoruz söylemiyle tamamen tezat teşkil etmektedir.
👉 Bu, bilinçli bir geriletme politikasıdır.
Cezalandırıcı Yönetim: Türkiye’nin 2 numaralı kadın sporcusunun, 54 maç kriterini "iki maçla" kaçırması (ki bu eksiklik eğitim hayatı nedeniyle oluşmuştur) gerekçe gösterilerek Olimpiyat kadrosundan dışlanması, bir yönetim hatası değil, bir yıldırma operasyonudur. * Ekonomik Şiddet: A milli kadın sporculara reva görülen 1.000 TL gibi komik "burslar" (KYK bursunun dahi çok altında), federasyonun kadın sporuna verdiği "gerçek" değeri simgelemektedir. Türkiye Şampiyonası gibi en üst düzey organizasyonda tek bir kadın sporcunun dahi yarıştırılmadığı bir sistemde, Başkan’ın "kadın milli takımımız gelişime açık" demesi, mevcut gerilemeyi itiraf etmekten başka bir şey değildir.
“Tecrübeli sporcuları kaybetmek istemiyoruz”
Gerçeklerle en çok çelişen cümle.
Çünkü:
• En tecrübeli sporcular sistemde yok
• Milli takım krizleri bitmiyor
• Sporcu-federasyon bağı kopmuş durumda
👉 Söylem: “Kaybetmek istemiyoruz”
👉 Gerçek: En değerli isimler kaybedildi
5. Miras Hırsızlığı: Türk Satranç Birliği ve Geçmişin Sahiplenilmesi
Videoda en çok vurgulanan "başarı" olan Türk Satranç Birliği, aslında yıllar öncesinden temelleri atılmış, diplomasisi yürütülmüş bir miras projesidir. Apaydın yönetiminin, bitmiş bir projeyi "kendi vizyonu" gibi sunması, yeni bir başarı hikayesi yaratamamanın getirdiği bir sahiplenme refleksidir.
Bu da aynı çizgide bir çarpıtma.
👉 “Türk Satranç Birliği” 2024’te önceki yönetim döneminde oluşturuldu.
Bugün bunu sahiplenmek:
👉 tarihi yeniden yazmak
👉 emeği manipüle etmek
Demektir.
6. Kulüpler ve altyapı: Açık kayırmacılık düzeni
En tehlikeli yapı burada kurulmuş durumda:
• Altyapı kulüpleri desteklenmiyor
• Eğitim kulüpleri yalnız bırakılıyor
Ama bazı kulüpler:
👉 Sürekli avantajlı
👉 Sürekli destekli
Daha da vahimi:
• Bilgilendirmeler herkese açık yapılmıyor
• “Kendilerinden olan” kulüplere önceden ve gizlice iletiliyor
Bu ne demek?
👉 Aynı yarışta herkes eşit başlamıyor
👉 Sistem baştan adaletsiz kurulmuş
Kendi kulüplerine ayrıcalık;
• Seçici destek
• Tarafsızlığın yok sayılması
Bu:
👉 etik ihlalidir
👉 adalet krizidir
👉 güven yıkımıdır
Bu artık yönetim değil:
👉 organize bir kayırmacılık düzeni
7. Eğitim yerine “kahve satrancı” vitrini
Gerçek ihtiyaç:
• Okullarda satranç
• Halk eğitim merkezlerinde sistemli eğitim
• Kulüplerin güçlendirilmesi
Gerçek durum:
• Okullarda yeterli girişim yok
• Eğitim altyapısı zayıf
• Kulüpler desteklenmiyor
Ama ne anlatılıyor?
👉 “Kahve satrancı yayılıyor”
Bu;
• Medyatik olabilir
• Ama eğitim değildir
• Sporcu yetiştirme modeli hiç değildir
• Gelecek inşa etmez
👉 Vitrin büyüyor, temel çöküyor.
👉 Bu sadece vitrin çalışmasıdır.
Gerçek taban:
👉 okullar + kulüpler + sistemli eğitimdir
Ve bu alan boş bırakılmıştır.
8. Kadınlara bakış: Sistematik değersizleştirme
Kadınlar sadece sporcu olarak değil, hakem olarak da geri plana itiliyor.
• Kadın hakemlerin önü kapatılıyor
• Karar mekanizmalarında yer verilmiyor
Bu yaklaşım:
👉 modern spor yönetimi değil
👉 Misojini (kadınları değersizleştiren) bir zihniyetin yansımasıdır.
👉 kapsayıcı değil
9. Kurumsal kaynakların kullanımı: Güven krizi
“Mercedes Vito” olayı, İzmir Urla da başkanın kendine ofis açıp burası için maaşlı personel bulundurması.
Bu tür olaylar şunu gösterir:
👉 Kurum kaynaklarının kişisel ilişkiler ve çıkarlar için kullanıldığı algısı oluşmuş durumda. Kurum kaynakları sporcu ve sporcu gelişimi için değil kendi çıkarları için kullanıldığı ve görevi kötüye kullandığının en basit örneğidir. Kurum kimliğinin değersizleştirilmesi kendi çıkar ve menfaatlerine göre kurum kaynaklarının kullanılması açık ve net olarak görevi kötüye kullanmak ile örtüşmektedir.
Bununla beraber kapalı kapılar ardında dijital platformlar ve satranç kampları ile yapılan çalışmaların federasyonun sponsoruymuş gibi tüm etkinliklerinde ön planda olması, bu kurumun sürekli önde olması burası ile nasıl bir sözleşme var bu konu herkese açık bir ihale ile mi yapıldı kimsenin neden haberi olmadı. Buradaki usulsüzlük ve görevi kötüye kullanma kısmı ciddi irdelenmesi gereken bir konu. Bakanlığın denetleme mekanizmalarına açık çağrımızdır bu konu acilen denetlenmelidir. Bu kurum üzerinden kimler maaş almaktadır, maaş alanlar kurumun yönetiminde midir? Para akış trafikleri MASAK üzerinden banka hesap hareketlerinin incelenmesi gereken bir konudur. Kimler nasıl bir ilişki içindedir ortaya çıkmalıdır.
10. Büyük kayıp: Türkiye İş Bankası sponsorluk süreci
20 yıllık bir sponsorluk kaybedildi.
• Sadece finansal değil
• Kurumsal güven kaybıdır
Böyle bir kaybın yaşandığı dönemi “başarı” diye anlatmak:
👉 ciddi bir yönetim körlüğüdür.
👉gerçeklikten kopuştur.
11. lisanslı sporcu sayısı 1,8 milyona ulaştı söylemi:
Bu rakam klasik bir illüzyon.
• Lisanslı olmak ≠ aktif sporcu olmak
• Bir kez lisans çıkaran herkes bu sayıya dahil
Gerçek tablo:
• Aktif, turnuva oynayan sporcu sayısı çok daha düşük
• Altyapıdan elit seviyeye çıkan oyuncu sayısı yetersiz
• Önceki dönemde bu sayı zaten 1,5 milyona ulaşmıştı
Kadın sporcular konusunda ise durum daha çarpıcı:
“Kadınları artırmak istiyoruz” deniyor ama
en güçlü kadın sporcular sistemden kopuyor.
İzmir 5 milyon nüfuslu bir il de Kadınlar il birinciliği 16 sporcu
İstanbul 16 milyon nüfuslu bir il de Kadınlar il birinciliği 20 sporcu
Ankara 6 milyonluk bir ilde Kadınlar il birinciliği 32 sporcu
Geçen sene Türkiye Kadınlar şampiyonası bile 100 kişiyi geçemezken,
U12 U18 ligleri illerde 3 takım çıkamadığı için iptal edilen kategoriler, ilde oynama zorunluluğu olmadığı için herkesi finallere gitmeye zorlanmasından dolayı illerde yapılamayan kategoriler. U18 Kadınlar ligi İzmir gibi bir ilde yapılamamış. Eğitim ve alt yapı kulüplerin emekleri ziyan edilmiş yapılan masrafların ziyan olmasından dolayı kulüpler zarara uğratılmış. Her geçen gün daralan bir aktif sporcu ağı ve kaybedilen gençler ve kadınlar ile sporcu gelişimi hiçe sayıldığı bir döneme gelinmiştir.
İnsanların yönetime ve uygulamalardaki plansızlıktan dolayı ekonomik faktörleri de gözeterek spordan uzaklaşmasına yol açmış sporun daralan bir boğaza girmesinden dolayı sessiz çığlığa kulaklarını tıkamış NARSİST bir yönetim anlayışına bürünmüştür.
Nitekim yaşanan olaylardan rahatsız olanlar kurulların bile iş yapmadığından şikayetçi olanlar istifaları ile gündeme gelirken bu kadar yoğun bir istifa sürecinde fay hattının kırılması gibi Türk satrancı büyük bir deprem geçirmiştir ama hala hiçbir şey yokmuş her şey çok güzelmiş gibi algı yaratılmaktadır.
İstifaları hatırlayalım;
Bugüne kadar kamuoyuna yansıyan istifalar şunlar:
• Başkan Vekili Ömer Asım Ötegen
• Yönetim Kurulu Üyesi Alper Efe Ataman
• MHK As Başkanı Recep Karaç
• Teknik Kurul Üyesi Sedat Sarman
• Teknik Kurul Üyesi Umut ATAKİŞİ
• Basın Yayın Kurul Başkanı Özgür Akman
• Kulüpler Koordinasyon Üyesi Gürcan Engel
• Eğitim Kulüpleri Kurul Üyeleri: Ferhat Kuru, Resul Caner, Kıvanç Haznederoğlu
• Sağlık Kurulu Üyesi Dr. Erdem Nalbant
• Sağlık Kurulu Üyesi Oğuzhan Yüksel
• Projeler Kurulu Üyesi Levent Yıldız
• Aydın İl Temsilcisi Kubilay Enginsu
• Tekirdağ İl Temsilcisi Gökhan Eşmebaşı
• Ardahan il Temsilciliği
• Ağrı il Temsilciliği
• Afyon İl Temsilciliği
• Tunceli İl Temsilciliği
• Uşak İl Temsilciliği
Sorsanız muhteşem yüzyıldalar, yüzyılın en kötü yönetilen yönetimi. Satrancı satranççılar yönetecek diye geldiler, satrancı satranççılar bitirdi ranta çevirdiler resmen.
Toplayalım:
• Organizasyonlar çöküyor
• Turnuvalar çakışıyor
• Eğitim sistemi zayıf
• Kulüpler arasında adalet yok
• Kadın sporcular sistem dışına itiliyor
• Kayırmacılık var
• Sponsorluk kaybedilmiş
• Organizasyonlar çakışıyor
• Büyük turnuvalar krizle anılıyor
• Eşitlik ilkesi ihlal ediliyor
• Baskı ve sindirme var
• Kurumsal güven sarsılmış
Ve buna rağmen anlatılan:
👉 “Başarılıyız” ve “Her şey çok iyi gidiyor”
Hayır.
👉 Türk satrancı iyi yönetilmiyor.
👉 Gerçekler bilinçli olarak gizleniyor.
👉 Algı, gerçeğin önüne konuluyor.
👉 Vizyon yok
👉 Şeffaflık yok
👉 Adalet yok
Ve en net cümle:
🔥 Başarı anlatılmıyor.
🔥 Başarısızlık pazarlanıyor.
Sonuç: Algı ile Karartılan Gelecek
Başkan Fethi Apaydın’ın anlatısında eksik olan tek şey gerçekliktir.
Gerçek ise: Antalya’daki organizasyonel enkaz, 2025 takvimindeki plansızlık ve kadın sporculara yönelik sistematik dışlama; Türk satrancının bir "altın çağ" değil, bir "yönetimsel karanlık" yaşadığını göstermektedir. Federasyon, satranç tahtasındaki taşları değil, kamuoyundaki algı taşlarını oynatmakta; ancak liyakatsizlik ve adaletsizlik, şah-mat seslerinin çoktan duyulmaya başlandığını kanıtlamaktadır.
Ne diyor şair, Ah öyle büyük bir yüktür ki, günahına kimin girdiyseniz ahları geleceklerinize yük, ahiretlerinize miras olur. Cenazeleriniz akıttıklarınız göz yaşları ile yıkanır, zamanı geri almak istersiniz alamazsınız. Kimse bu dünyadan yaşattığını yaşamadan gitmez. !!
Geldikleri gibi giderler ....

Yorumlar
Kalan Karakter: