
Mustafa Kemal Atatürk bu benzetmeyi hiç şüphesiz boşuna yapmıyor. Büyük vatan şairi Namık Kemal’den duygusal anlamda çok etkilendiği gerçeğini vurgulamasına karşılık, fikirlerine yön veren ismin de Ziya Gökalp olduğunun altını çiziyor. Gerçekten de Ziya Gökalp’i incelediğimizde; çağının çok ötesinde, fikirleri ve bu fikirleri dile getirme şekli ile mümtaz bir yere sahip olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. 1924’de vefat etmesine ve Cumhuriyet’i neredeyse görememiş olmasına rağmen hem şiirlerinde hem de diğer eserlerinde Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal’e yön veren isimlerin başında geldiğini görüyoruz. Hangi Cumhuriyet devrimine baksak altında mutlaka bir Ziya Gökalp izi görmek mümkün oluyor.
Atatürk’ün Ziya Gökalp’ten ne derecede etkilendiğini değerlendirmeden önce bu büyük şahsiyeti biraz tanımakta yarar vardır.
Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da dünyaya gelmiş, 25 Ekim 1924’de İstanbul’da vefat etmiştir. Öğrencilik ve ilk gençlik yıllarında okulda aldığı çağdaş eğitim, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın eserlerinden edindiği vatan duygusu ve sevgisi ile ailesinden edindiği Doğu klasikleri birikiminin etkilerini her daim taşımıştır.
Gökalp, II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Osmanlı İttihat ve Terakki Partisinin Selanik’teki kongresine katıldı. İttihat ve Terakki Merkezi Umumi Azası olarak gittiği Selanik’te dilde Türkçülük akımıyla Türkçülük hareketinin doğduğu, yazarları arasında Ömer Seyfeddin ve Ali Canip’in de bulunduğu Genç Kalemler dergisinde makale ve şiirlerini yayınlatmaya başladı. Türkçeyi Arapça ve Farsça gramerinin etkisinden kurtarmak, Halk dilinde yaşayan, Türkçede karşılığı bulunmayan kelimeleri Türkçe kabul etmek ve İstanbul şivesini esas almak Genç Kalemler dergisinin esaslarını oluşturuyordu
Türkiye’de ilk defa Selanik Sultani Mektebinde (İttihat ve Terakki İdadisi) sosyoloji dersleri verdi. 1912’de kısa bir süre Ergani-Madeni Sancağından mebus seçilen Gökalp’ın meclis feshedilince mebusluğu sona erdi. Osmanlı İttihat ve Terakki Fırkasının genel merkezinde görev aldığı sıralarda Türk Ocaklarının faaliyetlerine de iştirak ediyordu. 1918’de diğer milliyetçi aydınlarla birlikte Ziya Gökalp de tutuklanarak Malta Adası’na sürüldü. Malta’da esir tutulduğu zaman diliminde diğer milliyetçi aydınlara Türk tarihi ve felsefesi konularında konferanslar verdi. Bu konferansların notları daha sonra Malta Konferansları adıyla yayınlandı.
1923 yılında Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Ankara’ya gelen Ziya Gökalp, Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) Telif ve Tercüme Heyeti başkanı oldu. Batı ve Doğu klasiklerini tercüme faaliyetlerini başlattı. Liseler için müfredat hazırlanmasına öncülük etti, Talim ve Terbiye Kurulunun ilk nüvesini (özünü) oluşturdu. Lise ders kitaplarının hazırlanması için çalışmalara başladı. Bu amaçla kendisi de “Türk Medeniyeti Tarihi” adlı kitabın hazırladı. Liselere felsefe, içtimaiyat (toplum bilimi, sosyoloji) derslerinin konulmasının sağladı.
Ziya Gökalp’in çeşitli zamanlarda müstakil kitap halinde yayımlanmış olan eserleri şunlardır:
- Şaki İbrahim Destanı
- İlm-i İçtima Dersleri
- İlm-i İçtima
- İlm-i İçtima-i Dinî
- Darülfünun Derslerinden: İlm-i İçtima-i Hukukî
- Ameli İçtimaiyat Dersleri
- Ahlaka ve Terbiyeye Tatbik Edilmiş Muhtasar İçtimaiyat
- Kızıl Elma (Şiirler)
- Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak
- Rusya’daki Türkler Ne Yapmalı?
- Yeni Hayat (Şiirler)
- Altın Işık (Şiirler)
- Türkçülüğün Esasları
- Türk Töresi
- Doğru Yol, (Hâkimiyeti Milliye ve Umdelerinin tasnif, tahlil ve tefsiri)
- Türk Medeniyeti Tarihi
- Limni ve Malta Mektupları
- Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler
- Çınaraltı
- Felsefe Dersleri
Gelelim asıl konumuza. Bizler Ziya Gökalp’i büyük bir şair, düşünce insanı ve milliyetçilerin fikir önderi olarak tanısak da aslında bunlara ilave olarak Türk Sosyoloji dünyasının kurucusu ve Cumhuriyet devrimlerinin fikir babasıdır. Daha da ilgi çekici olanı ile fu fikirleri muhteşem bir dil yeteneği ile ve genellikle de şiirleri ile topluma aktarması olmuştur. Peki bunu nasıl yapmıştır? Örnekleri ile inceleyelim.
Ali Kemal’e Şiirinde “Ne Mutlu Türküm Diyene” İzleri
Ziya Gökalp Malta’da sürgünde olduğu dönemde Damat Ferit Hükümeti’nin Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in kendisi hakkında Türk değil, Kürt’tür iddialarına karşılık, kendisine yazdığı şiir ile cevap vermiştir. Bu şiir Ziya Gökalp’in nasıl bir Türklük anlayışı olduğunu gösterdiği gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü ile benzerliği de dikkat çekidir. Ali Kemal’e hitaben yazdığı şiir şu şekildedir:
Ben Türküm! diyorsun, sen Türk değilsin!
Ve İslamım! diyorsun, değilsin İslam!
Ben, ne ırkım için senden vesika,
Ne de dinim için istedim ilam!
Türklüğe çalıştım sırf zevkim için,
Ummadım bu işten asla mükafat!
Bu yüzden bin türlü felaket çektim,
Hiç bir an esefle demedim: Heyhat!
Hatta ben olsaydım: Kürd, Arap, Çerkes;
İlk gayem olurdu Türk milliyeti
Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak,
Kurtarır her İslam olan milleti!
Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum,
Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!
Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak,
Seninki öldürmek her yaşatanı!
Türklük, hem mefkurem, hem de kanımdır:
Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!
Türklük hadimine 'Türk değil! ' diyen
Soyca Türk olsa da 'piçtir', Türk değil!
Gökalp bu şiirinin tamamında adeta Mustafa Kemal’in “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü tasvir ediyor. Aynı Ulu Önderimiz gibi Ziya Gökalp de Türklük şuurunu ırk olmaktan çıkartıyor ve “Hatta ben olsaydım: Kürt, Arap, Çerkes; İlk gayem olurdu Türk milliyeti” sözleri ile önemli olanın Türk Milleti’ne sadakatle bağlı olmaktan ve Türk Milleti’ne hizmetten geçtiğini ifade ediyor.
Yine şiirin ikinci kıtasının hemen başında “Türklüğe çalıştım sırf zevkim için, Ummadım bu işten asla mükafat!” dizeleri de Atatürk’ün şu sözünü akıllara getiriyor:
Millet sevgisi kadar büyük bir mükafat yoktur. İstiklal Harbi’nde benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat bunların hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim; aranacak olursa doğrusu da budur.
Millet Şiirinden Erzurum Kongresi’ne
Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı
Türk milleti bir bölünmez bütündür.
Ziya Gökalp’in yukarıdaki dizeleri 1918 yayınlanmış olan Yeni Hayat isimli eserindeki Millet şiirinden alıntıdır. Mustafa Kemal Atatürk yukarıdaki dizede Türk Milleti bir bölünmez bütündür sözünden fazlası ile etkilenmiş olacak ki, yaklaşık bir sene sonra Erzurum Kongresi’nde çok benzer bir cümleyi kullanmış; “Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür, birbirinden ayrılamaz” ifadesini kongre kararlarına yazmıştır.
Köy Şiiri ve Aşar Vergisinin Kaldırılması
Lakin ey Türk, bu mesut köy bitiyor!
Mültezimin, faizcinin, tüccarın
Pençesinde diyor beni kurtarın;
Bu üç işi senden çabuk istiyor.
Kaldır a'şar usülünü aç banka
Yap her semtte bir ziraî sendika.
Yukarıda son bölümüne yer verdiğim “Köy” şiiri Ziya Gökalp’in “Yeni Hayat” isimli eserinde yer almaktadır. Bu eserin önemli bir özelliği de toplum hayatının gitmesini arzu ettiği yönü konu alan yani sosyolojik şiirlerin ortaya çıktığı bir eser olmasıdır. İlk olarak 1918 yılında Yeni Mecmua isimli dergide yayınlanan bu eserin de Mustafa Kemal’e yön verdiği görülmektedir. Bırakın Cumhuriyet’i daha Millî Mücadele bile başlamamışken Türk köylüsüne verdiği önemi vurgulayarak onlara tavsiyelerde bulunmuş ve ekonomik yöntemler önermiştir. Yine devlete yönelik “Kaldır a’şar usulünü, aç banka. Yap her semtte bir zirai sendika” sözleri ile de adeta Atatürk’ün yıllar sonra yapacağı uygulamalar tasvir edilmiştir. Nitekim 1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti bütçede çok önemli bir yeri olan aşar vergisini kaldırmış, Mustafa Kemal Atatürk’ün üretim temelli, köylüyü ve köyleri kalkındırma fikriyatına zemin hazırlamıştır. Nitekim “Köylü Milletin Efendisidir” felsefesi de 1929 yılında tüm dünyada yaşanan ekonomik buhrandan Türkiye’nin en az hasarla çıkmasında önemli bir rol oynamıştır.
Lisan Şiirinden Türk Dil Kurumuna Giden Yolculuk
Gökalp’in, Türk Milletinin kendi dilini kullanmasının gerekliliğini ifade etmesinin yanında temel düşüncelerinden birisi olan “dilin yaşayan bir organizma olduğu, etkileşime açık olduğu ve ihtiyaç halinde başka dillerden kelimeler almasına da engel olunmaması gerektiğinin örneklerini görüyoruz. Şiiri anlam boyutuyla incelediğimizde Türk Diline verdiği önemin vurgulanması da Mustafa Kemal’in etki alanına girmiş muhtemelen. 1928’de Türkçeye en uygun alfabe olan Latin harflerinin kabulü ardından da özellikle 1930’lu yıllardan sonra başlayan çalışmaların etkisi ile 1932’de Türk Dili’nin kökeni ve gelişmesi hususunda önemli çalışmalara imza atan Türk Dil Kurumu’nun kurulması, 1936’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin kurulması, bu çalışmalarda bizzat Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’ın da yer alması süreçlerinde Ziya Gökalp etkisini inkâr etmek mümkün değildir. Uzun sayılacak bir şiir olması nedeniyle şiiri ayrıca okumanızı öneriyorum.
Kadın Şiiri ve Atatürk’ün Türk Kadınına Verdiği Önem
Millet yalnız yapılamaz. Bunu ancak dirlikte
Kadın erkek:iki vicdan birlenerek yapacak:
İlk mabetler ayrı idi, şimdi artık birlikte
İki cins bir irfanda bir Allah'a tapacak!
Yine 1918 yılında yayınlanan Yeni Hayat isimli eserden alınan bu şiir de kadın hakları ve kadının toplumdaki yeri konusunda çağının çok ötesinde bir yere sahiptir. Şiir Cumhuriyet’ten çok önce yazılmış olmakla beraber Cumhuriyet kazanımlarını da adeta müjdeler niteliktedir. Atatürk’ün 31 Ocak 1923’de İzmir’de yaptığı konuşmanın içeriği ve söylediği şu sözler Ziya Gökalp’in Kadın şiirinin yukarıda yer verdiğim son bölümü ile birebir örtüşmektedir:
“Bir toplum cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurun sonucudur.”
Mustafa Kemal, yine 30 Ağustos 1925’de Kastamonu’nda yaptığı konuşmasında benzer ifadeleri kullanmıştır:
“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”
Son olarak da Mustafa Kemal Atatürk Ziya Gökalp için fikirlerimin babası diyecek kadar iddialı bir şekilde etkilendiğini vurgularken, Ziya Gökalp Mustafa Kemal’den etkilenmiş midir? Sorusu aklımıza gelebilir. Çok iyi bir sosyolog olan Ziya Gökalp mutlaka ki Atatürk’ün devrimlerinden ve toplum hayatına katkısından çok etkilendirdi. Çünkü Mustafa Kemal ile birlikte Türk Milleti tarihte eşi görülmemiş bir gelişim süreci yaşamıştır. Temel ilkeleri ya da idealleri ortaya koymak başka bir şey, o idealleri hayata geçirmek ise tamamen başka bir şeydir. İşte Mustafa Kemal Atatürk burada farkını ortaya koymuş ve sosyoloji biliminin toplumları harekete geçirmesi konusunda da eşsiz bir örneği olmuştur. Oysa Ziya Gökalp’in 1924’de erken vefatı bu gelişmeleri görmesinin önüne geçmiştir. Hiç şüphesiz ki eğer 1930’lu yıllara kadar ömrü vefa etseydi bu konuda Atatürk yalnız kalmayacak, sanatın da toplum üzerindeki etkisini kullanarak çok farklı bir ikili olabileceklerdi. Galiba bu erken vefat da Türk Milleti’nin şanssızlığıdır. Ya da Allah bir topluma bu kadar torpil geçmek istememiş desek daha mı doğru olur acaba?
150. Doğum Gününde Ziya Gökalp’i sevgi, saygı ve rahmetle anıyorken, bu büyük şahsiyeti çocuklarımıza da tanıtmamız gerektiğini mutlaka hatırlatmak istiyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: