İnsanlığın bilinen en eski geometrik desenleri, yaklaşık 60 bin yıl öncesine tarihlenen devekuşu yumurtası kabukları üzerinde ortaya çıkarıldı. Università di Bologna araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, bu narin kabukların yalnızca su taşıma amacıyla değil, aynı zamanda simgesel ve estetik ifadeler için de kullanıldığını gösteriyor.
Atalarımızın Afrika’dan Avrasya’ya doğru yayılmaya başladığı dönemde, geride kalan topluluklar devekuşu yumurtası kabuklarını taşınabilir su kaplarına dönüştürmüş ve üzerlerine düzenli geometrik desenler kazımıştı. Bu desenler; paralel çizgiler, ızgaralar, kavisler ve sistemli tekrarlar içeriyor.
Araştırmayı yürüten ekipten Silvia Ferrara, “Sadece çizgiler çizen insanlardan söz etmiyoruz; bu çizgileri belirli tekrar ilkelerine göre düzenleyen insanlardan söz ediyoruz. Bu, embriyo hâlinde bir görsel dilbilgisi” ifadelerini kullandı.
1.275 Kazınmış Çizgi Analiz Edildi
Bilim insanları, Güney Afrika ve Namibya’daki üç farklı arkeolojik alandan elde edilen 109 devekuşu yumurtası kabuğu parçasını inceledi. Yaklaşık 60 bin yıl öncesine tarihlenen bu parçalarda toplam 1.275 kazınmış çizgi tespit edildi.
Yapılan istatistiksel ve geometrik analizler sonucunda çizgilerin yüzde 83,4’ünün paralel çiftler halinde olduğu belirlendi. Ayrı çizgilerin kesişim noktalarının yaklaşık üçte biri ise dik açı oluşturuyordu. Parçaların yüzde 80’inden fazlasında dik açı, çizgi hizalanması ve mekânsal düzenliliğin birlikte görülmesi, bu desenleri oluşturan insanların güçlü bir geometrik kavrayışa sahip olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, bu bulguların yalnızca rastgele işaretlerden ibaret olmadığını; kazıma işlemine başlamadan önce genel tasarımın zihinde planlandığını düşündürdüğünü belirtiyor.
“Geometrik Dilbilgisi”nin İlk İzleri
Çalışma, geç Orta Taş Çağı’ndaki Homo sapiens topluluklarının döndürme, tekrar, kaydırma ve hiyerarşik üst üste bindirme gibi bilişsel işlemlerle karmaşık desenler oluşturduğunu gösterdi. Şeritler, ızgaralar ve elmas biçimli motifler gibi desenlerin belirli kurallar çerçevesinde üretildiği anlaşıldı.
Araştırmacılar bu durumu “geometrik dilbilgisi” olarak tanımlıyor. Belirli geometrik ilkelere dayalı görsel düzenlemeler oluşturabilme yeteneği, soyut düşünme kapasitesinin erken dönemlerde geliştiğine işaret ediyor.
Çalışmanın yazarlarından Valentina Decembrini’ye göre, basit şekilleri kurallara dayalı biçimde karmaşık sistemlere dönüştürme yeteneği; süslemelerden simgesel sistemlere ve nihayetinde yazının gelişimine uzanan insanlık tarihinin temel taşlarından biri.
Bu keşif, 60 bin yıl önce yaşayan insanların yalnızca hayatta kalma mücadelesi veren topluluklar olmadığını; aynı zamanda planlama, soyutlama ve sembolik iletişim kurma becerileri gelişmiş bireyler olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: